Çöpün Değeri

26.08.2010

 

ARTAN nüfus ve kentleşme, beraberinde pek çok çevre sorununu da gündeme getiriyor.

Belli bir değer ödeyerek aldığımız, kullandıktan sonra işimize yaramadığı için sokaklara bıraktığımız çöplerin, yıkadığımız bulaşık ve çamaşırlardan, tuvaletten, lavabodan akıp giden atıklarımızın evimizden çıkıp nasıl bir serüvenle, nereye gittiğini bilmiyoruz.

 

Ülkemizde her gün kişi başına bir kilogram atık çıkıyor. Toplam nüfusa bakıldığında ise günlük ortalama 65-70 bin ton evsel atık üretiliyor. Oysa daha 100 yıl öncesine kadar insanlar söz konusu rakamın yüzde biri kadar bile atık üretmiyordu. Çünkü ambalaj yoktu, israftan korkulurdu, yiyecekler hayvanlara verilir ya da toprağa geri dönerdi...

Değişen yaşam koşullarıyla değişen ihtiyaçlar atık kavramı olmayan insanları, pek çok sorunla yüzleştirdi. Doğanın devinimi ve değişimi içinde atık ve çöpten söz etmezken ihtiyaçlar ve değişen yaşam koşulları bizi, tanımakta kimi zaman zorluk çektiğimiz "sürekli tüketen" bireylere dönüştürdü.

Bugün üretimleri büyük bedellere mal olan tüketim ürünleri, kullanıldıktan sonra bizden olabildiğince uzaklaştırılıyor. Sokağa atılır atılmaz toplumun sağlığını bozacağı endişesiyle insanların yaşadığı alanlardan mümkün olduğunca uzak çöp depo alanlarına giden evsel, tıbbi, endüstriyel, tarımsal, nükleer vs. atıklar çevreyi kirletmenin yanında büyük bir ekonomik değeri de temsil ediyor.

Evsel katı atık kavramı evimizde ürettiğimiz katı atıkları kapsıyor. Evdeki kullanımlar sonucunda atılan atıkların miktar ve özellikleri; bölgenin ya da şehrin sosyo-ekonomik seviyesi, kullanılan yakıt cinsi, beslenme alışkanlıkları vb. faktörlere bağlı olarak değişim gösteriyor.


Çöp dağları

Her gün ürettiğimiz binlerce ton atığın çevre ve insan sağlığına vereceği zararları önlemek amacıyla çöpler, yerleşim alanlarından uzaklaştırılıyor ve yakma, gömme, yeniden kullanım, geri kazanım gibi farklı yöntemlerle bertaraf ediliyor. Bu amaçlarla kentlerde katı atık depolama alanları oluşturuluyor. Yerleşim merkezinden uzakta özel topraklar kullanarak oluşturulan bu alanlar, atık sularının dışarı sızmasını engelleyen malzemelerle kaplanıyor. Ayrıca çöplerin arasında sıkışan gazların tehlike yaratmaması için çöp dağının arasına borular yerleştiriliyor.

Ancak bütün bu önlemlere karşılık çöp alanları koku ve estetik görünümlerinin dışında yeraltı sularının kirlenmesi gibi tehlikelerle karşı karşıya bırakıyor bizleri. Bu anlamda geçen yıllarda patlayan çöpler, giderek büyüyen çöp dağları gibi sorunlarla karşı karşıya kalan İstanbul, artık biri Avrupa diğeri Asya kıtasında olmak üzere toplam iki çöp depolama alanına sahip. Ancak bu alanların yetkililerce belirlenen ömürleri sadece 12-15 yıl. İstanbul’un bir uçtan diğer uca (Avcılar-Tuzla) yaklaşık 120 km. olduğu düşünülürse ileride çöplerimizi yerleştireceğimiz alanlar bulmakta zorlanacağımız çok açık.

Yakma, çöplerin berterafında bir başka yöntem. Ancak yakma işlemi için kurulması gerekli tesisler hem pahalı hem de bu işlemin çevreye verdiği zararlar tartışılıyor.

Çöplerimizin içindeki madde çeşitlerine ve oranlarına baktığımızda organik atık miktarı yüzde 40’ı buluyor. Bu atıkların değerlendirilmesi için de farklı yöntemler kullanılıyor. Yiyecek ve bitki atıkları olarak adlandırabileceğimiz, önceden canlı birer organizma olan bu atıklar, kompost yapılarak gübre olarak değerlendirilebiliyor.

 Kağıt, cam, metal, plastik gibi atıkların değerlendirilmesinde ise geri kazanım ve geri dönüşüm yöntemleri kullanılıyor.

Bugün hemen her şey kağıt, plastik, cam ve metal ambalaj içinde satılıyor. Ambalaj, katı atık miktarını sürekli artırırken, bu maddelerin depolanması, toplanması ve boşaltımı için kullanılan depolama gereçleri, toplama araçlarının yatırım-işletme-bakım giderleri, işçilik maliyetleri de her geçen gün artıyor. Belediyeler bugün bütçelerinin üçte birini temizlik hizmetlerine harcıyor. Sonuçta her tüketim, onun atıklarının çevreye zarar vermesini önlemek için yeni bir tüketimi de beraberinde getiriyor.

Bu nedenle özellikle son dönemlerde çöpün azaltılması üzerine çalışmalar yapılıyor. Bu anlayış, atıkların çevreye zarar vermesini önlemek için kullanılan yöntemlerden çok daha basit yöntemler gerektiriyor. Bir ürünü almadan önce gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını düşünmek ya da ürünü kullandıktan sonra farklı amaçlarla da olsa tekrar kullanmak çöp miktarının azalmasını sağlıyor.

Türkiye’de yılda üretilen 20 milyon ton evsel atığın yüzde 12-15’ini geri kazanılabilir atıklar (kağıt, karton, cam, metal, plastik) oluşturuyor. Geri kazanılabilir atıkların çöplerimizde kapladığı alan ise yüzde 35’i buluyor.

Türkiye’de bu konuda özellikle yerel belediyeler önemli çalışmalar yapıyor. Belediyeler, katı atık yönetiminde, genel olarak "kaynağında ayrı toplama" yöntemini izliyor. Bu sayede hem geri kazanılabilir maddeler ekonomiye tekrar kazandırılıyor, hem de düzenli depolama yapılacak çöplerin hacmini azaltmak mümkün oluyor.

Tekrar kullanım (reuse), geri dönüşüm (recycle) ve geri kazanım (recovery) giderek yaşamımıza daha çok yerleşiyor. Tekrar kullanımda, cam şişede olduğu gibi atıklar sadece toplama ve temizleme dışında hiçbir işleme girmeden aynı şekliyle ekonomik ömrü dolana kadar defalarca kullanılıyor. Geri dönüşüm ile geri kazanım kavramları zaman zaman aynı anlamlarda kulanılıyor olsa da geri kazanım, geri dönüşüm ve yeniden kullanımı kapsıyor. Geri dönüşümdeyse, atıklar çeşitli işlemlerden (fiziksel ve/veya kimyasal) geçirildikten sonra yeni bir ürün haline getiriliyor.

Geri dönüşüm söz konusu olduğunda belediye-vatandaş-sanayi üçgeni devreye giriyor. Daha sağlıklı ve verimli geri kazanım için çöplerin kaynağında (evde, okulda, işyerinde vs.) ayrılması, toplanması ve geri dönüşüm yapılacağı sanayi kuruluşlarına ulaştırılması gerekiyor. Çöpe atılan geri kazanılabilir atıkların (cam, plastik, kağıt, karbon, metal) çöpten ayrı olarak biriktirilmesi konusunda tek tek bireylere, bu çöplerin ayrı toplanması konusunda belediyelere, ayrı toplanan çöplerin cinslerine göre ayrılarak geri dönüştürülmesinde de sanayi kuruluşlarına sorumluluk düşüyor.

Geri dönüşüm, atıkların değerlendirilmesi dışında, bir yandan doğal kaynakların korunmasını sağlarken, diğer yandan da -dönüşüm sürecinde işlem sayısının normal işleme göre az olması nedeniyle- enerji tasarrufu sağlıyor, çöp alanlarının ömrünün artmasına ve belediye araçlarının çöpleri düzenli toplamasına yardımcı oluyor. Ayrıca geri dönüşüm, ekonomiye de büyük katkılar sağlıyor. Yıllık 3 milyon ton geri kazanılabilir atığın ekonomik değeri 150 trilyon lirayı buluyor.

Ancak her ne kadar geri dönüşüm, çöpleri doğadan biraz olsun kaçırıyor, ekonomiye artı değer sağlıyorsa da, bu hiçbir zaman çöplerden kurtulmanın yolu değil. Çünkü ister yeni üretilsin, isterse geri dönüşüm maddesi olsun her ürün için benzer enerji ve emek harcanıyor. Geri dönüşüm içleri rahatlatarak tüketimi, tüketim de çöp üretimini körüklüyor.

Türkiye’ye 1980’lerde giren plastik, 20 yılda yüzyıllardır kullanılan camın, ahşabın, kağıdın ve diğer doğal malzemelerin yerini alıyor.

Suyu çömlek testilerde, doğal olarak saklayan bizler, şimdi plastik şişelere ve buzdolaplarına ihtiyaç duyuyoruz. Oysa sahip olduğumuz kültürün değerini iyi bilerek, sadece hayvan, bitki koruyarak değil mümkün olduğunca az tüketerek doğal yaşamın devamını sağlayabiliriz. Aslında hepimiz yediği ekmeğin kırıklarını bu da karıncanın payı diyerek toprağa veren Anadolu insanından sadece bir duygu kadar uzağız.

Türkiye’de yılda 18-20 milyon ton evsel atık üretiliyor. Bu atıklardan yaklaşık 2.5 milyon tonu geri kazanılıyor. Sadece 1 ton kağıt için 7 bin 600 kwh enerji harcanırken, bu rakam 1 ton geri dönüştürülmüş kağıtta 2 bin 800 kwh’a iniyor.